Erdal Çakıcıoğlu

Biyografi

8 Şubat 1952’de doğdu. Babasının memur olması nedeniyle ilk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, çeşitli okullarda okuyarak sürdürdü. Lise öğrenimini memleketi Ardahan’da tamamladı. İlk gençliğinin ve gençliğinin en güzel, en verimli yıllarını da orada, memleketinde geçirdi. Yükseköğrenimini Erzurum’da tamamladıktan sonra, Mayıs 1978’de Göle Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı.

1979 Kasım’ında İstanbul’a, Çağlayan Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı. Otuz yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, Ahmet Buhan Lisesi’nden emekli oldu.

Evli ve üç çocuk babasıdır.

Yazma ve çizme merakı daha çocukluk yıllarında başladı. Önce mahalle aralarında çizgi roman çizimleriyle ve minik öykülerle başlayan bu coşkulu serüven, okulların duvar gazetelerine taşınarak sürdü. Ancak edebiyatla ciddi anlamda ilişkisi, lise öğrenimi sırasında katıldığı bir öykü yarışmasında aldığı birincilikle başladı. Önce yerel gazetelerde başlayan öykü ve şiir serüveni, yükseköğrenimi sırasında Öykü dergisiyle başlayıp diğer ulusal dergilere taşınarak sürdü. Öğretmenliğinin yanı sıra çizgi roman ressamlığı yaptı; çizgi film çalışmalarına katıldı. Bu arada katıldığı çeşitli öykü ve şiir yarışmalarında birincilik ödülleri aldı. Ve öykü ve romanları gazete ve dergi sayfalarından kitaplara taşındı. Yetişkinler için ürettiği öykü ve romanların yanı sıra, çocuk ve gençlik edebiyatına da ağırlık verdi. Çocuklar ve gençler için birçok eser üretti.

Öğretmenlikten emekli olduktan sonra, çeşitli yayınevlerinde editörlük, yayın yönetmenliği görevlerinde bulundu. Edebiyatın her türünde, çok sayıda eseri vardır.

*Size okumayı sevdiren kitaplar?Sonrasındaki okuma serüveniniz hangi kitaplar üzerinden devam etti? 

Bana okumayı, önce çizgi romanlar sevdirdi. Çocukluk yıllarım, başta Suat Yalaz’ın Karaoğlan’ı olmak üzere, çizgi romanları okumakla geçti. Ortaokul yıllarımda,Türkçe öğretmenimin salık vermesi üzerine okuduğum Sabahattin Ali’nin Hasan Boğuldu öyküsüyle birlikte öykü, ardından da roman okumaya yöneldim. Başta Orhan Kemal ve Nazım Hikmet olmak üzere, neredeyse bütün yerli şair ve yazarlarımızın eserlerini ortaokul ve lise yıllarımda okudum.

*Size, “Bir kitap okudum, hayatım değişti,” dedirten kitaplar?

Okuduğum her kitabın hayatımı biraz daha değiştirdiğine, ileriye taşıdığına inanıyorum. Bu nedenle de kitaplar arasında ayrım yapmayı pek uygun bulmuyorum. Hepsine çok şey borçluyum.

*Yazar doğuluyor mu, olunuyor mu? Sizin yazarlığa başlamanız nasıl oldu?

Yazarlık için, yetenek elbette ilk koşuldur. Bu da doğal olarak genlerle gelen, doğuşla birlikte ortaya çıkan bir olgudur. Ancak sadece yetenekle yazar olunması da olanaksızdır. Yazmak için ihtiyaç duyulan teknik bilgiler; yazım ve noktalama bilgisi, dili kullanma becerisi, kurgu gibi özellikler, sonradan eğitim ya da birikimle elde edilir. Yani ikisi bir arada olmadan yazar olunamaz, olunamıyor. Günümüzde enflasyonu yaşanan birçok “kitap”ta da bunu görüyoruz.

*Sorulmaz ama, yazarken en çok keyif aldığınız kitaplarınız?

Ben her yazdığım eserde ayrı bir keyif alırım. Zaten keyif alamıyorsam, o eser asla bitmez. Bitiremem. Böyle yarım kalmış yığınla dosya var bilgisayarımda.

*Mutfakta neler pişiyor? Okurlarınıza bir müjdeniz var mı?

Yetişkinler için yazdığım “Orta Oyunu” adlı romanım bitti. Yayınevi arayışı içindeyim. Çocuklar için de şu sıralar, “Efsane Kadir” adlı on kitaplık öykü dizisini yazıyorum. Bittiğinde, Yayfen Yayınları’ndan çıkacak.

*Şu sıralar elinizden düşüremediğiniz kitaplar?

Belki tuhaf bir durum ama şu sıralar yeniden bana edebiyatı sevdiren eserlere döndüm. Şu anda elimde Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı var. Dördüncü kez, ilk okuyuşumdaki heyecanla okuyorum.

*Hem bir okur hem de bir yazar olarak, olmazsa olmaz dediğiniz yazarlar/kitaplar?

Ben, böyle bir ayrıma girmek istemiyorum. Eserine özen gösteren, ciddi anlamda emek veren her yazar, emek verilen her eser olmazsa olmazdır benim için. Medyanın, reklamların şişirdiği değil, okuduğumda ağzımda tat, yüreğimde iz bırakan her eser değerlidir. Yazarı da başımın tacıdır.

*Kendi paranızla aldığınız ilk kitap?

Ben bütün kitaplarımı kendi paramla aldım. Çocukluğumdan, kendimi bildiğimden beridir çalışıyorum. Bu anlamda, çizgi romanları saymazsak, aldığım ilk kitap Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şık adlı ince romanıydı sanırım.

*Başlayıp da bir türlü bitiremediğiniz klasikler?

Kafka’nın eserleri. Nedendir bilmiyorum ama bütün eserlerine büyük bir heyecanla başlıyorum ama hiçbirini de bitiremiyorum. Bu, elbette yazarla ilgili değil, benimle ilgili bir sorun. Umarım, bu sorunu aşabilirim. Kafka’nın eserlerini okuyup bitirmeden ölmek istemiyorum.

*Sırf kapağını beğendiğiniz için aldığınız kitaplar?

Kapak elbette önemlidir. Ama ben, okuyacağım kitabı ararken kapağına takılıp kalmam. Sadece arka kapağını ilgiyle okurum, kitapla ilgili ön bilgiyi alabilmek için.

*Çocukluğunuzdan bugüne en çok sevdiğiniz kitap kahramanları?

O kadar çok ki... Her okuduğum eserin kahramanının yerine koyarım kendimi çünkü. Hatta bazen anti-kahraman bile olurum. Örneğin şu aralar, Çalıkuşu’nun Kâmran’ının gözüyle bakıyorum her şeye...

*Sizi en çok güldüren, eğlenceli kitaplar?

Elbette Hüseyin Rahmi, Memduh Şevket Esendal, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Haldun Taner ve Muzaffer İzgü’nün eserleri. Sadece güldüren, eğlendiren değil, aynı zamanda düşündüren eserler...

*On senede bir yeniden okunması gerektiğini düşündüğünüz ömürlük kitaplar?

Bütün Türk ve dünya klasikleri...

*Hak ettiği değeri görmediğine inandığınız yazar/kitaplar?

Şu içinde yaşadığımız popülizm çağında, hak ettiği değeri göremeyen o kadar çok yazar var ki hangisini sayayım? Bence, medyanın cilalayarak önümüze sürdüğü üçüncü, dördüncü sınıf yazarcıkları kutsayarak birçok gerçek yazarı saf dışında, kendi yazgısıyla baş başa bırakıyoruz. Böylece de hiç hak etmeyen birilerini şişirirken, önünde çılgın imza kuyrukları oluştururken, asıl hak edeni görmüyoruz bile. Çünkü kendi seçimimizle değil, medyanın büyüsüne kapılarak seçiyoruz okuyacağımız kitapları. Gerçekten okuyup okumadığımız da tartışılır. Çünkü okuyan biri, bir kez aldanır medya yalanlarına. Oysa biz... Neyse. Durum ortada ne yazık ki. Katıldığım fuarlarda, imza günlerinde, hiç okumadan kitap yazanlara tanık olmuş biriyim ben. Dertliyim yani... Susayım en iyisi.

*Gelecekte adını daha çok duyacağımızı düşündüğünüz genç yazarlar?

Bütün genç yazarları, tüm yüreğimle destekliyorum. Hepsinin başarılı olmalarını istiyorum. Edebiyatımızın dünya edebiyatı içinde yer alması için onlara ihtiyacımız var. Ancak şu sıralar okuyandan çok yazan olduğu için, ne yazık ki hepsini tanımıyorum. Tanıdıklarım arasında Meltem Budan Nalbant, Aşkın Güngör, Yusuf Asal, Muazzez Uslu Avcı ve Gülsen Dede’nin yıldızları giderek parlıyor.

Erdal Çakıcıoğlu Kitapları Tümünü Gör