Gabriel Garcia Marquez

Biyografi

1928’de Kolombiya’nın Aracataca kentinde doğdu. Hukuk ve gazetecilik öğrenimini yarım bıraktı. 1940’lardan başlayarak uzun yıllar gazetecilik yaptı. Yine aynı yıllarda öykü yazmaya başladı. Yayımlanan ilk önemli yapıtı, Yaprak Fırtınası’ydı. Albaya Mektup Yok, ülkesi uğruna savaşarak yaptığı hizmetlerin karşılıksız kaldığını anlayan bir subay eskisinin öyküsüydü. Bunu Hanım Ana’nın Cenaze Töreni (1962) ve Şer Saati (1962) izledi. García Márquez, en tanınmış romanı Yüzyıllık Yalnızlık’ı (1967), Meksika’ya ilk gidişinde yazdı. Yüzyıllık Yalnızlık’taki bir bölümden esinlenerek yazdığı öykülerini İyi Kalpli Eréndira (1972) adlı kitapta toplayan yazar, daha sonra birbiri ardı sıra Mavi Köpeğin Gözleri’ni (1972), Başkan Babamızın Sonbaharı’nı (1975), Kırmızı Pazartesi’yi (1981), Kolera Günlerinde Aşk’ı (1985), Simón Bolívar’ın yaşamının son aylarını konu edinen Labirentindeki General’i (1989) yayımladı. García Márquez, 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. 2014’te Meksika’da seksen yedi yaşında hayata veda etti.

Yazmaya nasıl başladınız?

Çizerek. Karikatürle. Okuyup yazmazdan çok önce bile evde ya da okulda sürekli bir şeyler çizerdim. Komik olan ise, şimdi farkediyorum, lisedeyken herkes beni yazar olarak bellemişti, tek kelime yazmamama rağmen. Hani ben yazardım ya, ne zaman bir broşür ya da imza kampanyası olsa metnini bana yazdırırlardı. Üniversiteye başladığımda, akranlarıma kıyasla çok daha iyi bir edebi geçmişe sahip olduğumu farkettim.

Bogotá Üniversitesi’nde birçok kişiyle tanıştım, onlar da beni kendi yazar arkadaşlarıyla tanıştırdı. Böyle bir akşamda bir arkadaşım Franz Kafka’nın kısa öykülerinin olduğu bir kitap vermişti. İşte o gece eve dönüp Dönüşüm’ü okumaya başladım. Kitabın ilk cümlesi bile beni neredeyse yatağımdan düşürmeye yetmişti. Şaşakalmıştım. O cümle şuydu: “Talihsiz bir uykunun ardından sabaha gözlerini açan Gregor Samsa, kendini yatağın üstünde koskoca bir böceğe dönüşmüş olarak buldu…” İlk cümleyi okur okumaz tanıdığım hiçbir yazarın kendine böyle şeyleri yazma izni vermediğini farkettim. Eğer Kafka’yı tanısaydım, yazmaya çok daha önce başlardım.

Hemen kısa öyküler yazmaya başladım. Bu öyküler hayli entelektüel düzeydeydi, çünkü o zamanlar edebiyat ve hayat arasındaki bağı bulamıştım ve yazdıklarım edebi deneyimlerimden geliyordu. Kısa öykülerim El Espectador’un edebiyat ekinde çıkıyordu ve epeyce başarılı olmuştu - çünkü belki de o zamanlar Kolombiya’da kimse entelektüel kısa öykü yazmıyordu. O zamanlar herkes şehirdışındaki hayat ve sosyal hayat hakkında bir şeyler yazıyordu. İnsanlar kısa öykülerimde Joyce etkilerinin olduğunu söylüyordu.

Yaprak Fırtınası’ndan sonra ve Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmadan önce nasıl bir tarz arayışına girdiniz? 

Yaprak Fırtınası’nı yazdıktan sonra, köyüm ve çocukluğum hakkında yazmanın aslında ülkenin gerçekliğinden bir nevi kaçış olduğuna karar verdim. Olup biten siyasi şeylerle karşılaşmak yerine bu garip nostalji duygusuna girmek gibi yanlış bir kanıya kapıldım. O vakitlerde de edebiyat ve politika arasında ilişki de çok fazla konuşuluyordu. İkisinin arasındaki boşluğu kapamaya çalıştım. Eskiden Faulkner’dan etkilenirdim, sonra yavaş yavaş Hemingway'e kaydı ilgim.

Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, Şer Saati, Hanım Ana’nın Cenaze Töreni gibi az çok aynı vakitte yazılan ve çok ortak yönü olan kitapları yazdım. Bu hikayeler, Yaprak Fırtınası ve Yüzyıllık Yalnızlık’takinden farklı bir köyde geçiyordu. Bu köyde büyü yoktu. Bu bir gazetecilik yolculuğudur. Fakat Şer Saati’ni bitirdiğimde, bütün fikir ve görüşlerimin yanlış olduğunu anladım. Çocukluğum hakkında yazdıklarımın aslında düşündüğümden daha siyasi olduğunu gördüm. Şer Saati’nden sonra beş yıl boyunca bir şey yazmadım. Her zaman yapmak istediğim şeyi bilirdim fakat bir şey eksikti ve doğru tonu yakalayana kadar – Yüzyıllık Yalnızlık’ta kullandığım ton – ne olduğunu anlamadım. Bu büyükannemin hikayelerinde kullandığı tondu. Doğaüstü ve fantastik şeyler anlatırdı fakat tamamen doğal şekilde anlatırdı. Hangi tonu kullanmam gerektiğini anlamak için onsekiz ay boyunca oturdum ve her gün çalıştım.

Siz sıklıkla güçle birlikte gelen yalnızılık temasını kullanıyorsunuz...

Ne kadar güçlü olursan, sana kimin yalan söylediğini kimin söylemediğini bilmen de bir o kadar zorlaşır. Mutlak güce hakim olduğunda, gerçekle bağlantın kopar ve bu da başına gelebilecek en kötü yalnızlık biçimidir. Çok güçlü bir kişi, bir diktator, nihai amacı onu gerçeklikten koparmak olan insanlar ve menfaatlerle çevrilidir. Her şey onu izole etmek için birbiriyle yarış eder. 

Peki yazarın yalnızlığı? O farklı bir şey midir?

Gücün getirdiği yalnızlıkla çok alakalı. Yazarın gerçekliği tasvir etme çabası sıklıkla onu gerçekliğin çarpık bir tablosuna götürür. Gerçekliği tersine çevirmeye çalışırken onunla bağlantısını hepten koparabilir. Nasıl derler, fil dişi kulede yaşayarak. Gazetecilik buna karşı iyi bir koruyucuydu. İşte bu yüzden de gazetecilikle bağlarımı koparmadım. Çünkü gerçek dünya ile bağlantımı sağlıyordu; özellikle siyaset haberciliği ve politika sayesinde. Beni Yüzyıllık Yalnızlık’tan sonra tehdit eden yalnızlık türü, yazar yalnızlığı değil şöhretin getirdiği yalnızlıktı - ki bu gücün getirdiği yalnızlığa daha çok benzer. Arkadaşlarım beni o tür bir yalnızlıktan korudu; daima yanımda olan dostlarım. 

Son dönemde en rahat çalıştığınız zamanlar hangileri? Bir çalışma programınız var mı?

Profesyonel bir yazar haline geldiğimde en büyük problemim programımdı. Gazeteci olmak gece çalışmayı gerektirir. 40 yaşında tam zamanlı yazmaya başladığımda, programım sabah 9’dan öğleden sonra oğullarım okuldan geldiği saate, yani 2’ye kadardı. Sıkı çalışmaya çok alışık olduğumdan, sadece sabahları çalıştığım için kendimi suçlu hissettim ve öğleden sonraları da çalışmaya çalıştım, ama fark ettim ki öğleden sonra yaptığım her ne varsa onları bir sonraki sabah sil baştan yapıyordum. Ben de yalnızca 9’dan 2.30’a kadar çalışıp, başka hiçbir şey yapmamaya karar verdim. Öğleden sonraları genelde yalnızca randevularım, röportajlarım ve son dakika çıkan herhangi bir şey oluyor. Yaşadığım bir diğer sorun ise yalnızca tanıdık ve daha önce yazdığım yerlerde çalışabiliyor olmam. Otellerde, ödünç odalarda ya da ödünç daktilolarda yazamıyorum. Bu çok büyük bir sorun oluşturuyor çünkü yolculuk yaparken çalışamıyorum. Tabii ki insan daha az çalışmak için kendine sürekli bahaneler uydurur, bu yüzden de kendi kendimize yarattığımız koşullar her seferinde daha da zorlaşır. Şartlar her ne olursa olsun ilhamın geleceğini beklemenin, romantiklerin fazlasıyla sömürdüğü bir cümle olduğunu düşünüyorum. Marksist yoldaşlarım bunu kabul etmekte çok zorlandılar, ama siz ne söylerseniz söyleyin, ben rahatça yazabilmek ve kelimelerin akıp gidebilmesi için özel bir ruh hali olduğuna inanıyorum. Bahanelerinizin hepsi, mesela yalnızca evde yazabiliyor olmak gibi, bu düşünceyle birlikte yok oluyor. O an ve o ruh hali doğru temayı bulduğunuzda ve ona nasıl davranmanız gerektiğini bildiğinizde geliyor ve bu çok sevdiğiniz bir şey haline dönüşüyor, zaten dünyada sevmediğin bir şeyi yapmaktan daha kötü bir iş olamaz.  

En zorlandığım şeylerden biri de ilk paragrafı yazmak. Yalnızca ilk paragraf için aylarımı harcadığımı bilirim, ama bir kere tutturdum mu gerisi akar gider. Kitapla ilgili çoğu problemi ilk paragrafta çözersiniz, tema, stil, ton o paragrafta belirlenir. En azından benim için, ilk paragraf kitabın geri kalanının nasıl olacağının bir örneğidir. Bu yüzden kısa hikayelerden oluşan bir kitap yazmanın bir roman yazmaktan daha zor olduğunu düşünüyorum, her kısa hikaye yazmaya başladığınızda her şeye en baştan başlamış oluyorsunuz.

Bir yazar olarak, uzun vadeli tutkularınız veya pişmanlıklarınız var mı?

Sanırım vereceğim cevap ünle ilgili sorduğun soruya vereceğimin aynısı. Geçen gün Nobel ödülüyle ilgilenip ilgilenmediğime dair bir soruyla karşılaştım, ancak bu benim için çok büyük bir felaket olur. Tabii ki bu ödülü hak etmiş olmayı isterim, ama bu ödülü almak korkunç olur. Yalnızca ünümle ilgili daha fazla sorun yaratır. Hayatta pişman olduğum tek şey bir kızımın olmayışı.

Kaynak: bianet.org

Gabriel Garcia Marquez Kitapları Tümünü Gör

Kitapsepeti, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın

Giriş Yap
ya da Üye Ol