Charles Bukowski

Biyografi

(1920 - 1994) Almanya’da doğdu. İki yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye, Los Angeles’a göç etti. İlk öyküsünü yirmi dört yaşındayken yayımlayan Bukowski, otuz beş yaşında şiir yazmaya başladı. Bukowski’nin şiir ve öykülerini toplayan kırk beş kitap yayımlanmış, yapıtları çeşitli dillere çevrilmiş, öykü ve şiirleri dünyanın pek çok ülkesinde dergilerde yer almıştır. 1994’te aramızdan ayrıldı. Ülkemizde ilk kez Sokak dergisinde çıkan öyküleriyle tanıştığımız Bukowski’nin yapıtları arasında en başta şunları sayabiliriz: Bar Kelebeği filminin senaryosu (1987), Postane (İmge, 1993), Kadınlar (Arion, 1994), Pulp (Parantez, 1995), Hollywood (Parantez, 1997), Suda Yan Ateşte Boğul (Parantez, 1999), Ölüler Böyle Sever (Parantez, 1999), Shakespeare Asla Bunu Yapmazdı (Parantez, 1999), Pansiyon Manzumeleri (Parantez, 2000), Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi (Parantez, 2000), Pis Moruğun Notları (Parantez, 2002), Kimse Bilmez Neler Çektiğimi (Parantez, 2004), Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı (Parantez, 2006), Kendimizde Açtığımız Yaralar (Parantez, 2006), Kaybedenin Önde Gideni (Parantez, 2007), En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür (Parantez, 2008).

BUKOWSKI’YLE YAZMA ÜZERİNE


1920’de Almanya’da doğup, hayatının büyük bölümünü Amerika’da geçiren Charles Bukowski ilk yazarlık denemelerine 13 yaşındayken başladı. Yazdığı ilk öykü Dünya Savaşı sırasında Amerikalıları havadan bombalayan bir Alman savaş pilotu hakkındaydı. Yıllarca türlü işlerde çalıştıktan sonra, ilk romanı Postane’de de okuduğumuz gibi, işi gücü bırakıp kendini tamamen yazmaya adadı. Çoğunlukla otobiyografik diyebileceğimiz eserlerinde Henry Chinaski karakteriyle karşımıza çıkan Bukowski yaşamıyla sanatını birbirinden ayırma ihtiyacı duymadan, yaşamını sanata çevirerek yazdı. “Ben şiir, öykü, roman yazıyorum. Şiirlerim özünde gerçektir; geri kalanlarsa kurguyla gerçeğin karışımı. Kurgu nedir biliyor musunuz? Kurgu, hayatın gelişmiş bir halidir,” sözleri bunu anlatır.

 


Bukowski, eserlerinde de gördüğümüz gibi, ilham perisini beklemeyen yazarlardan. “Yazı, canı istediğinde gelir. Bununla ilgili yapabileceğiniz bir şey yoktur. Yaşadıklarınızdan daha fazlasını çıkaramazsınız. Bunu yapmaya kalktığınızda ruhunuz paniğe kapılır, hayatla yazı arasındaki çizgi silikleşip birbirine karışır.” Genç yazarlara öğüdü ise net: “Yazı atölyelerinden uzak durun, asıl köşe başında olup bitenlere bakın.”

 


Bukowski yazarlıktan başka bir şey yapmamaya karar verdikten sonra üslubunu bulana kadar çok okumuş, çok araştırma ve denemeler yapmış. “Sonunda romanlardan öyle sıkıldım ki, makineli tüfek gibi hızlı ve kısa yazmaya karar verdim. Savaş ve Barış gibi büyük romanlarda, gideceğiniz yere varana kadar bir sürü dağı aşmanız gerekiyor. Bense her bir bölümü, merkezdeki temadan kopmadan, her biri başlı başına kısa birer hikâye olacak şekilde yazmayı denedim ve yazarken sıkılmadığımı fark ettim. Benim teorim şu: Yazarken sıkıldığınız bir şey okunurken de sıkacaktır.”

 


Bukowski’nin bir meslek olarak yazarlığa dair sözleri, kendinden beklenecek şekilde, yaşam tarzıyla paralel: “Ben profesyonel bir yazarım; istersem öğlen kalkarım, istersem altıda, istersem üçte, hayat benim. Tabii bu bazen can sıkıcı da olabiliyor. Sonuçta sürekli kendinle baş başasın, sürekli kendi eline bakıyorsun. Ama canlı bir hayat bu.” Yazarlığa başlayana kadar yüzün üzerinde iş değiştiren Bukowski, ilk aşkının her zaman kitaplar olduğunu söylüyor. “Yazmak eninde sonunda işe dönüşüyor tabii. Özellikle de ödemen gereken bir kira, bakman gereken çocuklar varsa. Ama dünyanın en iyi işi ve benim için tek işi bu. Yazmak yaşama becerilerini coşturuyor; coşan yaşama becerilerin de karşılığını yaratma becerisi olarak veriyor. Yani biri diğerini besliyor. Sihir gibi bir şey bu.” 

 

Charles Bukowski Kitapları Tümünü Gör