Harun Kaban

Biyografi

Sivas, Kangal‘da doğup büyüdüm. İlk ve Ortaokulu Kangal’da, liseyi Sivas Lisesi‘nde parasız yatılı olarak okudum. 2001 yılında Gazi Üniversitesi, İİBF Kamu Yönetimi Bölümü‘ne girdim, halen çıkamadım; uzun hikaye. 2007′de Stajyer olarak başladığım Liberal Düşünce Topluluğu‘nda (LDT) yönetim kurulu üyeliği ve çeşitli görevlerde bulundum. Liberal Düşünce Dergisi Yazı İşleri Müdürü ve HurFikirler.com sitesinin Yazı İşleri Sorumlusu olarak çalıştım. 2010-2011 arasında LDT İstanbul Ofisi‘nde, onun öncesinde iki yıl Liberte Yayınları‘nda Yayın Yönetmen Yardımcısı olarak çalıştım. Uzun zamandır, çeşitli mecralarda yazdım, yazılarımın birçoğuna bu siteden ulaşabilirsiniz. Ayrıca 2006’dan beri blog tutuyorum, o yazıların da büyük çoğunluğu bu sitede mevcut. Memleket yazılarından oluşan ilk kitabım, Kurusırt’ın Ardı 2014’te yayınlandı. Kurusırt’ın kaldığı yerden devam eden hikayeyi anlattığım, ikinci kitabım Evden Uzakta 2018’de yayınlandı. 2012’de “Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti” üzerine bir belgeselin yardımcı yönetmenliğini ve metin yazarlığını yaptım. 2016 yılında “15 Temmuz’da Düşmeyen Kale: Kazan” isimli bir belgeselin yönetmenliğini yaptım. Yeni Yüzyıl Gazetesi‘nde Kültür-Sanat yazıları ve haftalık Gerçek Hayat Dergisi‘nde “Dumanaltı Memleket Meseleleri” başlığıyla köşe yazıları yazdım.

* Size okumayı sevdiren kitaplar?

Cin Ali’nin Kuzusu okuduğum ilk kitap. Biz ilkokulda Cin Ali okumuştuk ve 4. Kitabı olan Cin Ali’nin Kuzusu benim için özel, çünkü o kitaba sınıfta ilk ben geçmiştim, bu nedenle çok sevdiğim Gülben Öğretmen’imden aferin almıştım. Okumayı sevmemde önemli bir dönüm noktasıdır benim için.
İkincisi Ahmet Günbay Yıldız’ın Aynada Batan Güneş kitabı. Lise yıllarımda Türkiye’de “Hidayet Romanları” denen türün popülerliğinin son demlerinin yaşandığı yıllardı. Çok sürükleyici ve duygusal bir kitaptır, soluk soluğa okuduğum ve okurken defalarca ağladığım bir kitaptır. O yüzden özel bir yeri var.
Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikaye’si başlayıp bırakamadığım, bir gecede okuduğum ilk kitap. O yüzden bende yeri ayrıdır.
Son olarak da Amin Maalouf’un Doğu’nun Limanları. Bu kitap da okuduğum ilk Maalouf kitabıdır ve “benim mesleğim yazarlık olmalı, böyle hikayeler anlatmalıyım” kararını verdiren kitaptır.

* Sonrasındaki okuma serüveniniz hangi kitaplar üzerinden devam etti? 

Bu soruya yazarlar üzerinden cevap vereyim. “İlk kitaplarım” olarak saydığım kitaplar genelde roman ve hikayedir ama sonraki okuma serüvenim daha akademik, deneme ağırlıklı oldu. Roman ve hikaye klasik eserler haricinde biraz geri planda kaldı uzun zaman. Şimdilerde yeniden bir denge söz konusu, artık roman ve hikayeye daha fazla zaman ayırıyorum.
Kurgu dışı kitaplar için iki önemli yazarı şiddetle tavsiye ediyorum. Alain de Botton ve Yuval Noah Harari. Bu iki yazarın bundan yüz yıl sonra filozoflar arasında sayılacağını düşünüyorum. Burada Amin Maalouf’u da saymalıyım. Şöyle düşünün, John Locke veya Tolstoy’un yeni kitabı çıkmış ve kitapsepeti.com’dan sipariş edebiliyorsunuz! İster miydiniz böyle bir şey? O zaman çağımızda yaşayan Tolstoy’ları, Locke’ları keşfetmeliyiz.

* Size, “Bir kitap okudum, hayatım değişti,” dedirten kitaplar?

Şanslı bir tesadüf diyelim, bu sorudaki cümlenin sahibi yazarın bir kitabı için bu cümleyi kurarım: Benim Adım Kırmızı. Beni şaşırtan, şaşırttığı kadar da imrendiren, sonrasında okuma serüvenimi ve okuma zevkimi büyük oranda etkileyen bir kitaptır Benim Adım Kırmızı. Ve bence dünya edebiyatı açısından da çok önemli bir kitaptır.

* Yazar doğuluyor mu, olunuyor mu? Sizin yazarlığa başlamanız nasıl oldu?

Bence “yazar olunuyor” cevap. Doğuştan bir yeteneğiniz varsa müthiş bir yazar oluyorsunuz, pek yetenekli değilseniz yazar oluyorsunuz. Her yazar bir Tolstoy olmadığına göre yetenek harici bir şeyler var işin içinde. Yetenek olunca zaten olay değişiyor.
Ben yazma yeteneğimi aslında “haset” ile olduğunu fark ettim. Severek okuduğum yazarları taklit ederek başladım yazmaya. Bir süre sonra kendi üslubumun geliştiğini fark ettim. Kitaplarımı okuyanların “aa filanca yazara ne kadar benziyor üslubun” dedikleri yazarlar vaktiyle taklit ettiğim yazarlar oluyor. “Nasıl yazar olunur?” sorusunun bence en iyi cevabı “ustaları taklit etmek”tir. Taklit “çıraklık” döneminde en iyi öğrenme yöntemidir. Ama kalfalıkta takliti bırakmayı unutmayın. :)

* Sorulmaz ama, yazarken en çok keyif aldığınız kitaplarınız?

Kurusırt’ın Ardı ilk kitabım. O kitabın bendeki hissi çocukluğum ve dedem… O yüzden acemilikleri dahil ilk göz ağrısı konumunda. Fakat Evden Uzakta “yazar” olarak kendimi tanımladığım kitabım, profesyonel olarak yazarak para kazandığım, gazete köşe yazarlığı, dergi yazarlığı gibi arkadaş çevremin dışındaki çevrelerde de “yazar” etiketini aldığım kitaptır. Onun da yeri böyle bir özel duruma denk geliyor.

* Mutfakta neler pişiyor? Okurlarınıza bir müjdeniz var mı?

Aslında ilk romanımı yazmaya başlamıştım. Fakat ben olgunlaşmayan işleri tamamlayamıyorum, roman için sanırım biraz daha beklemem gerekiyor, zira araya bir Ankara kitabı girdi. Romana odaklanmaya çalışırken aradan Ankara kitabı sıyrıldı, şimdi ona çalışıyorum. İnşallah yıl sonunda henüz ismini bilmediğim bir Ankara kitabıyla buluşacağız.

* Kendi paranızla aldığınız ilk kitap?

Bunu maalesef hatırlamıyorum ama yerine geçebilecek bir hikayem var. İsmet Özel’in Erbain kitabını, maddi olarak çok zor durumda olduğum bir zamanda almıştım. İkilemim şuydu: Şehirlerarası bir yolculuk öncesi, kitabı alırsam yemek yiyemeyeceğim, yemek yersem kitabı alamayacağım. Kitabı aldım ve yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk, öncesi ve sonrasında yine o kadar bir zaman, sanırım bir gün boyunca aç kaldım. Sonra eve gelince iyi kötü bir şeyler yemişimdir ama o açlığı hiç unutmuyorum. Şimdi geriye dönüp bakınca, doğru seçimi yapmışım, Erbain benim hayatımın kitaplarından birisidir ve bu kadar büyük kitaplar biraz bedel ister. 

* Başlayıp da bir türlü bitiremediğiniz klasikler?  
Ah Tutunamayanlar… İlk okuma denemem çok erkendi, onu kabul ediyorum. 20’li yaşlar Tutunamayanlar için çok erken. İnsan önce hayatla biraz mücadele etmeli, birkaç kazık yemeli, aşk acısı çekmeli, haksızlığa uğramalı ki Tutunamayanlar’ı okuma aşamasına gelsin. Tüm bunları tamamladığımda yeniden okumaya başladım Tutunamayanlar’ı bu defa da bitmedi, her satırında sarsılarak, altını çizerek ancak üçte ikisine gelebildim. Yine deneyeceğim.

* Sırf kapağını beğendiğiniz için aldığınız kitaplar?

Atiila İlhan’ın İş Bankası Yayınları’ndaki son baskılarının kapakları bir sanat harikası diye düşünüyorum. Kapaklar sandalye konseptiyle çekilen fotoğraflardan oluşuyor. O kadar güzel ki, bütün kitapları kitaplığımda olmasına rağmen dayanamayıp bu kapak serisini yeniden aldım. Bazen sadece kapaklarına bakmak için kitaplığımdan hepsini alıyor, bakıp geri yerine koyuyorum.

* Çocukluğunuzdan bugüne en çok sevdiğiniz kitap kahramanları?

Cin Ali benim en kahraman kitap kahramanım. Kitaplığımın en güzel yeri Cin Ali serisine ait. Gençliğimin kitap kahramanı ise Kemal Tahir’in Esir Şehir üçlemesinin kahramanı Kamil Bey’dir.

* Sizi en çok güldüren, eğlenceli kitaplar?

Artık piyasada olmayan bir kitap: Wagner Hugo’nun İnsan Köpeği Isırınca isimli kitabıdır. Warner Hugo çok komik bir yazardır. Google aramasıyla bu yazara ulaşmanız zor, bu yazarı ancak benden duyabilirsiniz. :)

* On senede bir yeniden okunması gerektiğini düşündüğünüz ömürlük kitaplar?

Bir araştırma insan vücudundaki hücrelerin her yedi yılda bir yenilendiğini söylüyor. Böyle düşününce aslında her yedi yılda yeni bir insan oluyoruz. Tabii olay muhtemelen daha derin ama bakış açısı olarak hoş bir metafordur bu. Zira her yedi yılda yeni bir insan oluyoruz, yeni tecrübeler, yaşanmışlıklarla birlikte… Çok klasik olacak ama klasikler bu yüzden klasik, Suç ve Ceza her on yılda bir okunmalı diye düşünüyorum. Türk klasiklerinden de Tutunamayanlar'ı bu kategoriye koyuyorum. Her okuma denememde bambaşka bir tecrübe oldu. Bu kategoriye bir de şiir kitabını alıyorum: İsmet Özel’in Erbain’i… Bazı şiirleri her on yıl yeni anlamlar kazanıyor.

Harun Kaban Kitapları Tümünü Gör

Giriş Yap
ya da Üye Ol