Bu çalışma, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık yaratıcı eylemlerinden biri olan sanatın bir yandan estetik birhaz nesnesi ve bir yetenek ürünü diğer yandan dünyanın eksikliğine karşı verilmiş ontolojik bir yanıt ve toplumsal bir başkaldırı alanı olarak ele almayı amaçlamaktadır. Kitabın yazılmasındaki asıl amacımız toplumun, sanat ve edebiyatın, insan ve teknoloji ilişkisinin köklü değişimlere uğradığı ve “post-truth” (algı çağı) diye adlandırdığımız bir çağda, insan-düşünce, insan-sanat, insan-edebiyat ve insan-ideoloji karşıtlıklarında, sanatın “verili gerçeklik” ile olan gerilimli / çelişkili il
Tükendi
Gelince Haber VerBu çalışma, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık yaratıcı eylemlerinden biri olan sanatın bir yandan estetik birhaz nesnesi ve bir yetenek ürünü diğer yandan dünyanın eksikliğine karşı verilmiş ontolojik bir yanıt ve toplumsal bir başkaldırı alanı olarak ele almayı amaçlamaktadır. Kitabın yazılmasındaki asıl amacımız toplumun, sanat ve edebiyatın, insan ve teknoloji ilişkisinin köklü değişimlere uğradığı ve “post-truth” (algı çağı) diye adlandırdığımız bir çağda, insan-düşünce, insan-sanat, insan-edebiyat ve insan-ideoloji karşıtlıklarında, sanatın “verili gerçeklik” ile olan gerilimli / çelişkili ilişkisini çözümlemek ve sanatçının bu gerçekliği (ideolojiyi/ yaşam tasarımını / algıyı) kurgu yoluyla yeniden nasıl inşa ettiğini kuramsal bir düzlemde tartışmaktır. Bu doğrultuda, sanatın insanın temel yaşamsal ihtiyaçların ötesinde, insanın dünyayı anlamlandırma, yaşanılır kılma ve kendine aidiyet ve kimlik kazandırma çabasında kullandığı temel ve hayati bir eylem olduğunu ortaya koymaya çabaladık.