Bir ülkede,
Bir katır gözaltına alınabiliyorsa neden firar edemesin ve derdini bir gazeteciye anlatamasın, taş ve demirden örülü cezaevi avlusunda kendiliğinden bitiveren bir ot, devletin güvenliğine tehdit görülüp gardiyanlarca koparılıyorsa, o otun yaşama hakkı neden savunulamasın, çiğköfteye ideolojik anlamlar atfedilebiliyorsa, tencere, tava, kaşık da polis sorgusunda devrimci bir tutum sergileyebilir elbette, bir TOMA sizi ısrarla takip ediyorsa belki de bunu size olan tazyikli aşkından yapıyordur, ya da nefretinden, kim bilir.
Spinoza’nın adı iddianamelerde örgüt üyesi olarak geçebiliyorsa, Freud’un başına olmadık işlerin gelmeme
Tükendi
Gelince Haber VerGündelik hayatın sıradan görünen anlarında saklı kalan çatlakları görünür kılan bir öykü kitabı.
İktidarın; ezilen, öteki ve Kürt bireyin bedeniyle, hafızasıyla ve toplumla kurduğu sorunlu ilişkiyi öykülerin merkezine alıyor.
Bu öykülerde beden yalnızca biyolojik bir varlık değil; iktidarın, korkunun ve suskunluğun taşıyıcısıdır. Kaybolan bir böbrek, aslında kaybolan adaletin, parçalanan vicdanın ve bastırılan hakikatin simgesine dönüşür. Modern insanın yabancılaşmasını kimi zaman ironik kimi zaman sarsıcı bir dille anlatırken okuru hem gülümseten hem de rahatsız eden sorularla baş başa bırakıyor.
Özgür Amed, Böbreği Kim Yedi? öykü kitabında bireysel trajedilerden yola çıkarak toplumsal bir yüzleşme alanı açarken, gerçek ile absürd arasındaki ince çizgiyi de es geçmeden, çağımız insanının ruh hâline bir nevi ayna tutmakta.