Bu kitap, köyün sessiz gecelerinde yanan bir lüks lambasının altında başlayan, yüreğe dokunan bir yolculuğun hikâyesi. İçinde; ekmek kokan mutfaklar, soba başında edilen dertleşmeler, samanlıkta fısıldanan umutlar, “kızım okusun” diye yüreği titreyen anneler, çaresizliği gururuyla saklayan babalar var.
Aşkı, emeği, yoksulluğu, korkuyu ve inadı; en sahici, en çıplak hâliyle anlatan, insanın içine hem sızı hem de güç veren bir dil taşıyor.
Satırların arasında gezerken bir yandan kendi çocukluğunuzun sesini, annenizin bakışını, babanızın suskunluğunu duyacaksınız; bir yandan da “Ne olursa olsun,
Tükendi
Gelince Haber VerBu kitap, köyün sessiz gecelerinde yanan bir lüks lambasının altında başlayan, yüreğe dokunan bir yolculuğun hikâyesi. İçinde; ekmek kokan mutfaklar, soba başında edilen dertleşmeler, samanlıkta fısıldanan umutlar, “kızım okusun” diye yüreği titreyen anneler, çaresizliği gururuyla saklayan babalar var.
Aşkı, emeği, yoksulluğu, korkuyu ve inadı; en sahici, en çıplak hâliyle anlatan, insanın içine hem sızı hem de güç veren bir dil taşıyor.
Satırların arasında gezerken bir yandan kendi çocukluğunuzun sesini, annenizin bakışını, babanızın suskunluğunu duyacaksınız; bir yandan da “Ne olursa olsun, insan kendi kaderine dokunabilir” diyen sesi.
Bu roman; öğretmenine güvenen bir kızın, evladına tutunan bir annenin ve onlara omuz vermeye çalışan bir adamın hikâyesi gibi görünse de, aslında hepimizin içindeki o inatçı “pes etmeyeceğim” duygusuna yazılmış içten bir roman.