Çetin bir hayatın içinde, dinmeyen arzuların hapsinde yaşayan mutsuz bir adam kendi çirkin ve tehlikeli dünyasından çok uzakta, yalnızca müzikle yaşayan masum, piyanist bir genç kadınla tanıştı.
Duyulan ses do majör’dü.
“Soluksun bana,” dedi kadına. Aldığı soluktu kadın.
“Yüreğim yalnızca senin,” dedi kadına.
El değmemiş tek şeydi yüreği.
Bu kez mutsuz aşkın ağıdı, do minör duyuldu.
Adı kalbinde, müziği zihninde yankılandı.
Ve bir gün...
Kadın kayboldu. Müzik sustu.
Hüzünlü bir ağıt gibi fa minör yankılandı.
Babanın sanat
Tükendi
Gelince Haber VerÇetin bir hayatın içinde, dinmeyen arzuların hapsinde yaşayan mutsuz bir adam kendi çirkin ve tehlikeli dünyasından çok uzakta, yalnızca müzikle yaşayan masum, piyanist bir genç kadınla tanıştı.
Duyulan ses do majör’dü.
“Soluksun bana,” dedi kadına. Aldığı soluktu kadın.
“Yüreğim yalnızca senin,” dedi kadına.
El değmemiş tek şeydi yüreği.
Bu kez mutsuz aşkın ağıdı, do minör duyuldu.
Adı kalbinde, müziği zihninde yankılandı.
Ve bir gün...
Kadın kayboldu. Müzik sustu.
Hüzünlü bir ağıt gibi fa minör yankılandı.
Babanın sanatı oğluna mirastır, derler.
Oğluna bıraktığı tek miras acımasız ve çirkin bir
dünyayla birlikte sessizlikti.
Yıllar sonra o sessizliği yırtan yine
bir genç kadın oldu ve o da müzikle geldi.
Kimilerinin kader, kimilerinin ise tesadüf dediği olaylar birbiri ardına yaşanarak yıllarca gizli kalmış olan tüm gerçekleri ortaya çıkaracak, bu gerçekler kulaklarda farklı seslerde yankılanacaktı.
Kimi fa minör kimi re majör kimi ise mi bemol majör duyacaktı.
Aşkın Çağrısı ise kaybolan notalarda saklıydı.
Bu çağrıya kulak veren kim olacaktı?