1922’de yayımlanan Omurgasız İspanya, toplumun ruhuna sızmış çözülmeyi anlamaya çalışan bir arayışın ilk adımıydı. Ardından gelen “Kitleler” başlıklı 1926 tarihli makale, yalnız İspanya’da değil, Avrupa’nın her yanında yükselen yeni bir olgunun (kitlelerin sahneye çıkışının) ilk belirtilerini haber verdi. 1928’de Buenos Aires’te verilen iki konferans ise bu düşünceleri tamamlayarak, artık bir ulusun değil, bütün bir uygarlığın kaderine dair bir tablo çizdi. Kitabımız, bu düşünsel sürecin olgunlaşmış hâlidir.
Modern insan, miras aldığı uygarlığın yapısını sürdürmekt
Tükendi
Gelince Haber Ver1922’de yayımlanan Omurgasız İspanya, toplumun ruhuna sızmış çözülmeyi anlamaya çalışan bir arayışın ilk adımıydı. Ardından gelen “Kitleler” başlıklı 1926 tarihli makale, yalnız İspanya’da değil, Avrupa’nın her yanında yükselen yeni bir olgunun (kitlelerin sahneye çıkışının) ilk belirtilerini haber verdi. 1928’de Buenos Aires’te verilen iki konferans ise bu düşünceleri tamamlayarak, artık bir ulusun değil, bütün bir uygarlığın kaderine dair bir tablo çizdi. Kitabımız, bu düşünsel sürecin olgunlaşmış hâlidir.
Modern insan, miras aldığı uygarlığın yapısını sürdürmekte, fakat onun ruhunu giderek yitirmektedir. Teknik ilerlemeler, siyasal özgürlükler ve maddi refah bile, anlamın kaybolduğu bir dünyada yön duygusunu geri kazandırmaya yetmemektedir.
Kitlelerin İsyanı, geçmişi övmeyen, geleceği lanetlemeyen; yalnızca çağı anlamaya çalışan bir analiz eseridir. Uygarlığın omurgasını yeniden bulmaya, bireyin emeğiyle kitlelerin gürültüsü arasında kaybolan dengeyi anlatır. Çünkü her uygarlık, kendi çöküşünü önleyecek bilinci yeniden bulmak zorundadır. Eğer insan, kalabalığın içinde kendini hatırlamayı başarırsa, bu isyan bir yıkım değil, yeni bir dirilişin başlangıcı olacaktır.