Bir masa, bir kâğıt ve “beklemek” yerine fiillerin dağıtıldığı zamansız bir bekleme alanı… Bu romanda, Georg Simmel’i andıran bir figür mikro karşılaşmaların ince titreşimlerine eğilirken, Anthony Giddens’ı andıran bir diğer figür yapı–eylem döngüsünün görünmez örgüsünü masaya yatırıyor. Okur, bir “fikir düellosu” izlediğini sanırken, asıl düellonun kendi hafızasında ve bedeninde gerçekleştiğini fark ediyor: her tanım bir şey eksiltiyor, her açıklama bir hatırayı sessizleştiriyor, her kavram bir yüzü bulanıklaştırıyor. Fiziksel kavga yok; ama her cümlede bir
Tükendi
Gelince Haber VerBir masa, bir kâğıt ve “beklemek” yerine fiillerin dağıtıldığı zamansız bir bekleme alanı… Bu romanda, Georg Simmel’i andıran bir figür mikro karşılaşmaların ince titreşimlerine eğilirken, Anthony Giddens’ı andıran bir diğer figür yapı–eylem döngüsünün görünmez örgüsünü masaya yatırıyor. Okur, bir “fikir düellosu” izlediğini sanırken, asıl düellonun kendi hafızasında ve bedeninde gerçekleştiğini fark ediyor: her tanım bir şey eksiltiyor, her açıklama bir hatırayı sessizleştiriyor, her kavram bir yüzü bulanıklaştırıyor. Fiziksel kavga yok; ama her cümlede bir bedel var.
Mikro Karşılaşmalar mı Yapı Eylem Döngüsü mü? kesin cevaplar dağıtmak için değil, düşünmenin maliyetini görünür kılmak için yazılmış bir uzun novella: dört bölüm, dört sahne, her bölüm sonunda okuru rahatlatmayan bir soru. Simmel’in biçim duyarlılığı ile Giddens’ın refleksif modernlik vurgusu arasında gidip gelirken, “kim haklı?” değil “hangi haklılık neyi feda eder?” sorusuna çekileceksiniz. Eğer kurgu okurken felsefeyi öğrenmek, ama öğrenirken de kendi iç sesinizin nerede sustuğunu fark etmek istiyorsanız, bu kitap sizi yalnızca ikna etmeye değil, geri dönüşsüz biçimde düşünmeye çağırıyor.