‘Sarayda bir vezir, divanda bir şair, atölyelerde bir mecenas Mir Ali Şir Nevâî, Doğu tarihinin en sıra dışı figürlerinden biri olarak on beşinci yüzyıl Herat’ında bir altın çağın tam merkezindeydi.Sultan Hüseyin Baykara’nın çocukluk arkadaşı ve veziri olarak Timurlu devletinin kaderini şekillendirirken, aynı zamanda Çağatay Türkçesinin kurucusu sayılan otuzu aşkın eser kaleme aldı; Muhakemetü’l-Lügateyn’de Türkçeyi Farsçaya karşı bir şair-dilbilimcinin tutkusuyla savundu.Onun himayesinde nakkaş Bihzâd fırçasını sallıyor, Câmî gazellerini yazıyor, Mîrh&acir
Tükendi
Gelince Haber Ver‘Sarayda bir vezir, divanda bir şair, atölyelerde bir mecenas Mir Ali Şir Nevâî, Doğu tarihinin en sıra dışı figürlerinden biri olarak on beşinci yüzyıl Herat’ında bir altın çağın tam merkezindeydi.Sultan Hüseyin Baykara’nın çocukluk arkadaşı ve veziri olarak Timurlu devletinin kaderini şekillendirirken, aynı zamanda Çağatay Türkçesinin kurucusu sayılan otuzu aşkın eser kaleme aldı; Muhakemetü’l-Lügateyn’de Türkçeyi Farsçaya karşı bir şair-dilbilimcinin tutkusuyla savundu.Onun himayesinde nakkaş Bihzâd fırçasını sallıyor, Câmî gazellerini yazıyor, Mîrhând tarihini derliyordu; yaptırdığı dört yüze yakın yapı camiler, medreseler, köprüler, kervansaraylar bir şehri baştan sona yeniden kurdu.Modern Şarkiyat’ın kurucusu V. V. Barthold, bu olgun monografisinde Doğulu ve Avrupalı methiyecilerin yarattığı “kusursuz vezir” klişesinin ötesine geçerek gerçek Mir Ali Şir’i Sultan Hüseyin’le yarım asırlık dostluğunun ışıklı ve gölgeli yıllarını, 1487’deki acı gözden düşüşünü, son yıllarının melankolik bilgeliğini tüm boyutlarıyla yeniden inşa ediyor.Uluğ Bey’in bilim çağının yarım yüzyıl sonra geldiği edebî karşılığı; Türkçenin tarihinde dönüm noktası olan bir hayatın hikâyesi.Bir devlet adamının, bir şairin ve bir uygarlığın portresi alanında hâlâ aşılamamış bir klasik.