Her göç hikâyesi; bir yurdu geride bırakmanın, yeni bir yurda tutunmanın sancılı serüvenidir. Benim yaşadıklarım, gördüklerim, dinlediklerim sadece bir bireyin değil, milyonların ortak hafızasının parçalarıdır. Bu kitapta anlatmaya çalıştığım şey; “mültecilik” sözcüğünün kuru bir hukuki statü olmadığı, aksine hayatın en çıplak, en yakıcı gerçeklerinden biri olduğudur.
Göç; bir ağacın köklerinden koparılması gibidir. Ait olduğu toprakları, çocukluk ve gençlik yıllarını, kültürünü, yakınlarının mezarlarını ardı
Tükendi
Gelince Haber VerHer göç hikâyesi; bir yurdu geride bırakmanın, yeni bir yurda tutunmanın sancılı serüvenidir. Benim yaşadıklarım, gördüklerim, dinlediklerim sadece bir bireyin değil, milyonların ortak hafızasının parçalarıdır. Bu kitapta anlatmaya çalıştığım şey; “mültecilik” sözcüğünün kuru bir hukuki statü olmadığı, aksine hayatın en çıplak, en yakıcı gerçeklerinden biri olduğudur.
Göç; bir ağacın köklerinden koparılması gibidir. Ait olduğu toprakları, çocukluk ve gençlik yıllarını, kültürünü, yakınlarının mezarlarını ardında bırakmış, yeni bir başlangıca adım atmaktır. Yeniden doğuş gibidir göç. Geçmişini geride bırakıp, yeni bir yaşamı hiç yoktan adım adım inşa etmektir.
Bu kitapta kendi payıma düşen acıları, mantığımla uyuşmayan farklılıkları, düş kırıklıklarımı dile getirmeye çalıştım. Ama biliyorum ki; her anlatı aslında eksiktir. Çünkü mültecilik sözcüklere sığmayacak kadar derin bir yara olduğu kadar, direnmektir de. Her öykü insanlık deneyiminin bir parçasıdır, yaşanmışlıktır. Her deneyim bir diğerinden daha az önemsiz değildir. Bir anlatıcı olarak kendi göç öykümü anlattırken, okuyucunun diğer yaşanmışlıklarla paralellik kurmasına özen göstermeye gayret ettim ve çok fazla ayrıntıya yer vermedim. Kendi öykümü yazarken yazmanın ne kadar zor ve ciddi bir iş olduğunu bir kez daha anladım.