Bu kitap, bir ailenin değil; bir milletin yüreğinden kopup gelen sessiz bir destanın hikâyesidir. Gazi Muaz`ın, Bafra Nebiyan Dağında gözünü vatan uğruna kaybettiği o kara günde başlayan İstiklal Madalyası yolculuğu tam kırk yıl sürdü. Selim ise daha çocuk denecek kadar küçük yaşta, neredeyse toy bir delikanlıyken Sarıkamış`ın dondurucu soğuğunda cepheye sürüklendi. Oradan önce Afyon`a, sonrada Sakarya`nın kanlı ovalarına uzanan kan ve barut kokusu sinmiş yollarında, koltuk değneğiyle attığı her adımda hem vatanını hem de kaybettiği masumiyetini birlikte taşıdı.
Bir diğer kardeş, Müştak ise Çanakkale`nin kanlı sip
Tükendi
Gelince Haber VerBu kitap, bir ailenin değil; bir milletin yüreğinden kopup gelen sessiz bir destanın hikâyesidir. Gazi Muaz`ın, Bafra Nebiyan Dağında gözünü vatan uğruna kaybettiği o kara günde başlayan İstiklal Madalyası yolculuğu tam kırk yıl sürdü. Selim ise daha çocuk denecek kadar küçük yaşta, neredeyse toy bir delikanlıyken Sarıkamış`ın dondurucu soğuğunda cepheye sürüklendi. Oradan önce Afyon`a, sonrada Sakarya`nın kanlı ovalarına uzanan kan ve barut kokusu sinmiş yollarında, koltuk değneğiyle attığı her adımda hem vatanını hem de kaybettiği masumiyetini birlikte taşıdı.
Bir diğer kardeş, Müştak ise Çanakkale`nin kanlı siperlerinde, Conkbayırı`nda, Anafartalar`da ve Alçıtepe`de kardeşlerinden ayrı düştü. Süngülerin parladığı, "Allah Allah" nidalarının yükseldiği cehennemde duman ve mermiler arasında bir anda kayboldu gitti.
Ne haber geldi, ne de bir mektup ... Yalnızca derin sessizlik. Aile ocağın da her akşam fazladan konan bir tabak, dualarda tekrarlanan ismi ve bitmeyen umutla geçen uzun yıllar ... Müştak, vatan uğruna "Kayıp" olarak kayıtlara geçen binlerce kahramanlardan biri oldu; mezarı belirsiz, fakat kalplerde ebediyen yaşayan bir yiğit olarak hafızalara kazındı.
Bu eser, sadece zaferin değil, zaferin bedelinin de hikâyesidir. Üç kardeşin üç ayrı cepheye dağılması, bir annenin dualarının toprağa karışması, bir Gazi`nin yokluk içinde tam kırk yıl süren sessiz mücadelesi ve dönmeyen bir evladın dut ağacının altında öylece duran boş sandalyesi ...