Torosların sarp yamaçlarıyla Akdeniz’in maviliği arasında kalan Karahayıt’ta hayat; yoksulluk, sevda, göç ve geçmişten taşınan hesaplarla sürüp gitmektedir.
Durmuş’un gönlü, Sarıkeçili Yörüklerinden Türkan’a düşmüştür. Fakat iki gencin kurduğu yuva hayali; parasızlığın, köyün katı geleneklerinin ve gücünü servetten, siyasetten alan Yörecilerin gölgesinde sınanır. Bir tarafta toprağa tutunmaya çalışan köylüler, diğer tarafta yüzyıllardır göçebe olarak yaşayan ve artık yerleşik bir hayatın özlemini
Tükendi
Gelince Haber VerTorosların sarp yamaçlarıyla Akdeniz’in maviliği arasında kalan Karahayıt’ta hayat; yoksulluk, sevda, göç ve geçmişten taşınan hesaplarla sürüp gitmektedir.
Durmuş’un gönlü, Sarıkeçili Yörüklerinden Türkan’a düşmüştür. Fakat iki gencin kurduğu yuva hayali; parasızlığın, köyün katı geleneklerinin ve gücünü servetten, siyasetten alan Yörecilerin gölgesinde sınanır. Bir tarafta toprağa tutunmaya çalışan köylüler, diğer tarafta yüzyıllardır göçebe olarak yaşayan ve artık yerleşik bir hayatın özlemini çeken Yörükler vardır.
Bütün bu karmaşanın ortasında köylünün “Deli Bekir” dediği sıra dışı bir adam durur. Saz çalan, kitap okuyan, bir ağacın kollarına farklı türlerde meyveler aşılayan, haksızlığın karşısında susmayan Bekir… Kimine göre deli, kimine göre veli olan bu yaşlı adam, geceleri şehit mezarının üzerinde belirdiğine inanılan ateşi görebilmeyi beklemektedir.
Ancak bu kez Torosların üzerinde beliren ateş, bir şehidin ruhundan değil; ormanı, köyleri ve içindeki bütün canlıları yok etmek isteyen karanlık bir plandan doğacaktır.
Nemin artmasını ve poyrazın kuvvetle esmesini bekleyenler, gecenin karanlığında ormanı ateşe vermeye hazırlanırken Deli Bekir ve yanındakiler, yaklaşan felaketi başlamadan durdurmak zorundadır. Çünkü çamların arasında tutuşacak küçücük bir kıvılcım, kozalakları birer ateş topuna çevirecek; yalnızca ağaçları değil, insanların geçmişini, geleceğini ve bu topraklara duyduğu umudu da yakacaktır.
Sevda ile düşmanlığın, ihanet ile cesaretin, yoksulluk ile toplumsal uyanışın iç içe geçtiği bu hikâyede herkes kendi sınavını verecektir.
Peki şehit ateşi, yalnızca temiz kalpli insanların görebildiği kutsal bir ışık mıdır?
Yoksa vatanını, ormanını ve insanını korumak için kendi canını ortaya koyanların yüreğinde yanan ateş midir?
Şehit Ateşi, Torosların kokusunu, Anadolu insanının mizahını, öfkesini ve vicdanını kendine özgü yerel diliyle anlatan; aşkın, fedakârlığın, doğa sevgisinin ve vatan bilincinin izini süren güçlü bir Anadolu romanı.
Çünkü bazı ateşler ormanı küle çevirirken, bazıları bir milletin vicdanını yeniden uyandırır.