“Öleceğin saat 11.11, Cesur Baybars.”
Onu susturmak istediler.
Düşmanları…
Bir zamanlar annesini susturdukları gibi.
Şirketinin bahçesinde bomba göğü yırtıp geçtiğinde, dumanla kıvılcımın birbirine karıştığı o mahşer anında yalnızca bir kadını gördü.
Alevlerin içinde duran, korkuya meydan okuyan o bakışı…
Savaş o an bitmedi; sadece kader, hak ettiği noktaya sessizce yerleşti.
Varlığı bile tehlike sayılan bir aşk doğdu orada.
Üstelik adam, suskunluklarının ardına sakladığı yarayı kimselere göstermiyordu.
Ve Mısra…
Ölüm ciğerine &
Tükendi
Gelince Haber Ver“Öleceğin saat 11.11, Cesur Baybars.”
Onu susturmak istediler.
Düşmanları…
Bir zamanlar annesini susturdukları gibi.
Şirketinin bahçesinde bomba göğü yırtıp geçtiğinde, dumanla kıvılcımın birbirine karıştığı o mahşer anında yalnızca bir kadını gördü.
Alevlerin içinde duran, korkuya meydan okuyan o bakışı…
Savaş o an bitmedi; sadece kader, hak ettiği noktaya sessizce yerleşti.
Varlığı bile tehlike sayılan bir aşk doğdu orada.
Üstelik adam, suskunluklarının ardına sakladığı yarayı kimselere göstermiyordu.
Ve Mısra…
Ölüm ciğerine çökmüş, bedenini yere düşürmüşken sesini duydu onun.
Azrail elini tutmuştu belki; fakat kalbi, tutmaması gereken o sese doğru koştu.
Yanlıştı bu.
Bile bile düşülen bir yanılgı…
Bazı insanlar acılarını sessizce taşır.
Bazıları ise acının içinden sevmeyi öğrenir.
Bu, her şeye rağmen birbirinden vazgeçemeyen iki kalbin hikâyesi.
Çünkü aşk bazen bittiği için değil…
Yürek bırakamadığı için kalır.
Aşk kanatır, yaralar, ağlatır…
Yine de bağışlar.
Bağışlamıyorsa adı aşk değildir.