“Susayanlar suya erdi, yolcular menzile vardı...”
Hangi çeşmeden içersen iç, ruhundaki yangını söndüremediğin oldu mu hiç? Kalabalıklar içinde “Garip” kalıp, kendi yüreğinin zindanında özgürlüğü aradın mı? Ya da yarın hangi ağacın gölgesinde soluklanacağını “Bilemezsin” diyerek, meçhul bir teslimiyetle yürüdün mü hayat yolunu?
Bu kitap, sadece kağıda dökülmüş mısralar değil; modern çağın gürültüsünde kaybolmuş kalpler için sessiz bir çığlık, kurumuş gönüller için bir rahmet pınarıdır.
Ab
Tükendi
Gelince Haber Ver“Susayanlar suya erdi, yolcular menzile vardı...”
Hangi çeşmeden içersen iç, ruhundaki yangını söndüremediğin oldu mu hiç? Kalabalıklar içinde “Garip” kalıp, kendi yüreğinin zindanında özgürlüğü aradın mı? Ya da yarın hangi ağacın gölgesinde soluklanacağını “Bilemezsin” diyerek, meçhul bir teslimiyetle yürüdün mü hayat yolunu?
Bu kitap, sadece kağıda dökülmüş mısralar değil; modern çağın gürültüsünde kaybolmuş kalpler için sessiz bir çığlık, kurumuş gönüller için bir rahmet pınarıdır.
Abdurrahim Yasin Yılmaz ve Hayati Susayan, kelimeleri birer ayna kılıyor ve bizi o aynada kendimizle yüzleşmeye davet ediyorlar. Kimi zaman “Ay” olup Güneş’e dönmenin sırrına erecek, kimi zaman bir “Yaprak” düşüşünde kaderin muazzam işleyişine şahit olacaksınız. Bazen nefsine söz geçiremeyen bir kulun yakarışını, bazen de “Döndü Devran” diyerek kışı bahara çeviren bir umudun müjdesini bulacaksınız bu sayfalarda.
Bu eser; tesadüf sanılanların “Tevafuk”, dert sanılanların “İmtihan”, son sanılanların ise “Vuslat” olduğunu hatırlatmak için yazıldı.
Şimdi susma ve dinleme vaktidir. Zira su, ancak susayana, menzil ancak yola revan olana görünür.
Buyurun, gönül sofrasına...