*Tatlıcıııı* diye bağırması kulaklarım da hala.
Gecenin üçünde kalkar saat altı buçuğa kadar bitirirdi işini, tıpkı atasından gördüğü gibi. ‘Bursa tatlısı’ derlerdi onun tatlısına. Kimse yapamaz, yapmaya kalksa tutturamazdı.
Tutturamazlardı tutturmasına da bu rakipsizliğe rağmen ne babası, ne kendisi bir karış uzamadı ömürleri boyu.
Dört çocuğun derdi, okuldu, bayramdı, seyrandı derken elde avuçta kalmazdı. Tatlıcı, iş iyiyse rakı, işler kesatsa şaraba vurur iki kadeh parlatmadan eve varmazdı. Tek hovardalığı akşamcılığıdır sanmayın sakın!
Küçük ekmek teknesiyle tatlıcılık yapan Tatlıcı Can beş fabrikası olan bir holding sahibi kadar işine, en zıpkın zampara kadar uçkuruna düşkün biriydi.
Sert kayalar, dev b
Tükendi
Gelince Haber VerTatlıcım, 1970’lerin Bursa’sında geçen; sıradan görünen hayatların içindeki kırılma anlarını, yasaklı duyguları ve insanın kendisiyle yaptığı sessiz hesaplaşmaları anlatan sarsıcı bir hikâye.
“Tatlıcı vardı.
Yaşadı.
Onunla karıldı tatlının hamuru, onunla kızardı, onunla ravağa yatırıldı.
Küçük ekmek teknesiyle çıktığı yolculukta sert kayalar çıktı karşısına, dev buzullar…
Bir çarpışma her şeyi değiştirdi.
Kim bu Tatlıcı?
Biraz ben mi, biraz sen mi, bilmem.
Ben tatlıcıyı bilirim.
Ve herkes bilsin isterim.”