Geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde, 27 Mayıs ve 12 Mart askeri faşist darbelerinin toplum hafızasında yarattığı travma atlatılmamışken, bu kez 12 Eylül faşist darbesiyle tanışıldı. 12 Eylül faşist diktatörlüğü, çeşitli milliyet ve inançlardan Türkiye halkının üstüne adeta bir karabasan gibi çöktü. Toplumun yoksul ve ezilen kesimi, gerek 12 Eylül darbesinin gerçekleştiği süreçte ve gerekse de sonraki yıllarda ve özellikle 1990’lı yıllarda, kitlesel gözaltıların, işkencelerin, tutuklamaların, yargısız infazların, gözaltında kayıpların ve faili “me&ccedi
Tükendi
Gelince Haber VerGeride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde, 27 Mayıs ve 12 Mart askeri faşist darbelerinin toplum hafızasında yarattığı travma atlatılmamışken, bu kez 12 Eylül faşist darbesiyle tanışıldı. 12 Eylül faşist diktatörlüğü, çeşitli milliyet ve inançlardan Türkiye halkının üstüne adeta bir karabasan gibi çöktü. Toplumun yoksul ve ezilen kesimi, gerek 12 Eylül darbesinin gerçekleştiği süreçte ve gerekse de sonraki yıllarda ve özellikle 1990’lı yıllarda, kitlesel gözaltıların, işkencelerin, tutuklamaların, yargısız infazların, gözaltında kayıpların ve faili “meçhul” siyasal cinayetlerin bolca yaşandığı, çokça güven duyulan ve esasen ayrım gözetilmeksizin bütün yurttaşların hak ve özgürlüklerini koruyup kollaması gereken “adalet” kurumunun ise toplumun sindirilmesinde adeta bir araç olarak kullanıldığı günlere tanıklık etti. Ayrıca, 12 Eylül darbesiyle, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri, keyfi kararlarla kapatılarak, toplum bir anda örgütsüz bırakıldı. Günümüzde 12 Eylül’ün bir “armağanı” olan 1982 Anayasası, kısmen ve bununla birlikte, o günden kalan bir takım anti-demokratik yasalar değiştirilmiş olsa da, onunla tam ve esaslı bir şekilde hesapla- 8 9 şılmadığı/hesaplaşmak istenmediği için 12 Eylül darbesinin etkilerinin hemen her alanda var olduğuna hemen her gün, her saat ve alenen tanıklık etmekteyiz