Bu kitap, birbirinden bağımsız öykülerden çok, aynı hafızanın farklı eşiklerinde duran anlatılardan oluşuyor. Kapı aralıklarında, merdiven boşluklarında, hamam kubbelerinde, düğün salonlarının yapay ışığında biriken şey, yaşanmış olanın kendisi değil; onun geride bıraktığı iz. Kaybın, dışarıda bırakılmışlığın, suskunluğun ve hatırlamanın ağırlığı, büyük cümlelere yaslanmadan; bir nesnenin, bir mekânın, yarım kalmış bir sözün içinden sızarak çoğalıyor. Okur bu metinlerde yalnızca bir hikâyeyi takip etmez; bir tanıklığın içine çekilir, söylenememiş olanın etrafında dolaşır. Her öykü kendi sesini kurarken,
Tükendi
Gelince Haber VerBu kitap, birbirinden bağımsız öykülerden çok, aynı hafızanın farklı eşiklerinde duran anlatılardan oluşuyor. Kapı aralıklarında, merdiven boşluklarında, hamam kubbelerinde, düğün salonlarının yapay ışığında biriken şey, yaşanmış olanın kendisi değil; onun geride bıraktığı iz. Kaybın, dışarıda bırakılmışlığın, suskunluğun ve hatırlamanın ağırlığı, büyük cümlelere yaslanmadan; bir nesnenin, bir mekânın, yarım kalmış bir sözün içinden sızarak çoğalıyor. Okur bu metinlerde yalnızca bir hikâyeyi takip etmez; bir tanıklığın içine çekilir, söylenememiş olanın etrafında dolaşır. Her öykü kendi sesini kurarken, birlikte daha büyük bir dünyanın kapısını aralar: sınıfın görünmez sınırları, azınlık olmanın tetikte hali, dilin hem sığınak hem ihbar oluşu, bedenin zamanla yabancılaşması… Tüm bunlar ajitasyona düşmeden, mesafeyi kaybetmeden, ince bir duyarlılıkla örülür. Bu kitap, anlatmaktan çok hissettiren; göstermeden bırakmayan; okurunu yalnızca okumaya değil, hatırlamaya ve yüzleşmeye çağıran bir edebî alan açıyor.
Hakan Akdoğan